Cinsellik yaşam boyu devam eden bir süreçtir. Biyolojik, psikolojik, sosyal, kültürel, geleneksel, ahlaki, dini, politik ve ekonomik gibi pek çok boyutları olan bir kavramdır. Cinsellik yemek yeme, beslenme, uyuma gibi diğer fizyolojik ihtiyaçlarımız gibi temel bir ihtiyaçtır. Temel bir ihtiyaç olması ile paralel yaşam döngüsünün “normal” bir parçası olmasına karşın, öte yandan “mahremimiz” olarak algılanmasından dolayı çoğu zaman üzerinde konuşulması, bir başkasıyla paylaşılması güç olan bir konudur da.

Sağlıklı bir cinsel yaşamın olması bireysel olduğu kadar çift ilişkisi açısından da önemlidir. Çok boyutlu bir süreç olması, cinselliğin sadece biyolojik bir süreç olmadığını psikolojik ve sosyokültürel açıdan da pek çok faktörün bireyin ve/veya çiftin cinsel yaşamını etkilediği (ki bu etki olumlu ya da olumsuz yönde olabilir) anlamına gelmektedir.

Bazen salt biyolojik nedenlere bağlı olabildiği gibi, bazen tüm bu faktörlerin etkileşimi ile bireyler ve/veya çiftler cinsel yaşamlarında çeşitli sorunlar yaşayabilmektedir. Bu sorunlar bazen sadece bir “problem” iken, bazen cinsel işlev bozukluğu olarak tanımlanabilecek özellikler taşıyabilir. Cinsel sorunun tıbbi veya biyolojik bir nedene bağlı olması durumunda tedavi sürecinin ilgili hekim tarafından yapılıyor olması, elbette ki kaçınılmazdır. Ancak sorun psikojenik süreçlerden etkileniyor ya da kaynaklanıyor ise cinsel terapinin önerilmesi yararlı olacaktır.

Sorun yaşama noktasında cinsel terapi alanında bir uzmanlaşmış bir profesyonelden yardım almak bireyin ve/veya çiftin kaçındıkları bir durum olabilir (hele ki başvuracakları uzman karşı cinsten ise). Ancak profesyonel yardım ilişkisi cinsiyetten bağımsız bir süreçtir ve genel olarak hedef bireyin/çiftin sağlıklı bir cinsel yaşama kavuşmasıdır.

Ve küçük bir hatırlatma: 🙂

Cinsel terapi, cinsel sorunları olan birey ya da çiftlere uygulanan bir tür kognitif davranış tedavisidir ve cinsel terapi eğitimi alan ruh sağlığı profesyonelleri tarafından uygulanır.